Cezaevi sürgünleri ailelerin can güvenliði için tehlike!

Türk cezaevlerinde siyasi tutsaklara yönelik yapılan “sürgün” sevkler devam ederken, tutsaklar yeni ihlallerle, aileleri ise bir yandan ekonomik ve psikolojik maðduriyet, diðer yandan fiziki tehditle karşı karşıya kalıyor. ÝHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, “Özellikle belirtmek istiyorum mesela; Samsun, Tokat, Rize gibi illere giden aileler oradaki ailelerin tepkisine, şiddetine de maruz kalabiliyor. Ya da kendini tehdit altında hissediyor” dedi. Bilici, son süreçte artan sürgün sevklerin ise birer işkence olduðunuz ve cezaevlerindeki uygulamaların 90’lı yılları aratmadıðını ifade etti.

“KCK” adı altında 2009’dan bu yana başlatılan siyasi operasyonlar kapsamında yapılan tutuklamalar sonucu cezaevlerinin doluluk oranı her geçen gün kapasitesini aşıyor. Siyasetçi, akademisyen, gazeteci, öðrenci, sendikacı ve insan hakları savunucularıyla doldurulan cezaevlerinde, yer sorunu “sürgün sevklerle” çözülmeye çalışılıyor. Özellikle kadın tutuklu ve hükümlüler, sürgün sevklere maruz bırakıldıðı sürgün sevkler sırasında, tutuklu ve hükümlüler gerek yolda gerekse gittikleri cezaevinde şiddete ve psikolojik işkenceye maruz kalıyor.

Son olarak Diyarbakır’da BDP ve DTK’nın düzenlemek istediði 14 Temmuz mitinginde yaşanan devlet terörünü ve PKK Lideri Öcalan üzerinde 359 gündür süren aðır tecridi protesto etmek için isyan başlatan Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki 29 kadın tutsak, 17 Temmuz gecesi sevk adı atında Ankara Sincan Cezaevi’ne sürgün edildi.

Cezaevleri kapasite fazlası tutuklu ve hükümlüler ile doldurulurken Türkiye Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüðü’nün hazırladıðı rapora göre Türkiye cezaevlerinde tutulan 9 bin 83 kişinin yatacak yeri yok. Rapora göre açık cezaevlerindeki kapasite fazlası 1007, kapalı cezaevlerindeki kapasite fazlası ise 8 bin 76 kişi. Rapora göre Türkiye’deki cezaevlerinde 125 bin 270’i erkek, 4 bin 818’i kadın ve 2 bin 281’i çocuk olmak üzere 132 bin 369 kişi bulunuyor.

ÝHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici ANF’ye yaptıðı deðerlendirmede, Türkiye cezaevlerinin durumunda kötüleşme olduðuna dikkat çekti.

CEZAEVLERÝNÝN KAPASÝTESÝ ÝKÝ KATINA ÇIKTI

Geçmişten bu yana Türkiye cezaevinde sorunların sürdüðünü belirten Bilici, “Diyarbakır Cezaevinden şimdiye kadar devletin cezaevlerine bakış açısı hiçbir zaman deðişmedi. Oradaki insanlara düşman gözüyle bakıldı ve o şekilde davranılmaya devam ediliyor” dedi.

Bu durumun diðer hükümetler döneminde olduðu gibi AKP döneminde aynı şekil devam ettiðinin altını çizen Bilici, AKP Hükümeti’nin izlediði politikalar sonucu cezaevlerinin kapasitesini aştıðını ifade etti.

“Bu ülkenin hem sosyal politikası çökmüştür, hem de insan hakları politikası çökmüştür. Çünkü sosyal alanda ciddi patlamalar meydana geliyor. Yani hırsızlık, kapkaç, cinayet gibi olaylardan birçok kişi tutuklanıyor. Bu anlamda adli suçlar sayısında ciddi bir artış oluyor. Siyasal operasyonlar sonucu legal çalışma yürüten insanlara yönelik devletin keyfi gözaltıları, tutuklamaları sonucu bu alanda da tutukluluk sayısında ciddi bir artış oluyor. Cezaevlerinin kapasitesi iki katına çıkmıştır” diye konuşan Bilici 70 ila 80 bin arası olması gereken kapasiteni 130 bine çıktıðını söyledi. Bu durumun cezaevlerinde ciddi ihlallere de yol açtıðını ekledi.

“Zaten devletin bakış açısı ortada. Zaten devlet cezaevlerinde herhangi bir iyileştirme yapmıyor. En doðal insani hakların birçoðu gasp edilmiş durumda” diyen Bilici, Türkiye cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna da dikkat çekti.

Acilen tedavi edilmesi, tahliye edilmesi gereken birçok hasta tutsak olduðunu belirten Bilici, hasta tutsakların durumlarına ilişkin rapor hazırladıklarını dile getirdi. Her hastanın durumunu doktorlarla beraber ayrı ayrı incelediklerini söyledi. Bilici, hazırladıkları raporu Adalet Bakanlıðı’na ileteceklerini belirtti.

‘SÜRGÜNLER AYRI BÝR ÝŞKENCE’

Son süreçte artan cezaevleri sürgünlerine ilişkin olarak ise “Sürgünler ayrı bir işkence” ifadesini kullanan Bilici, “Bölge cezaevlerinde kalan insanların hemen hemen hepsini Türkiye’nin batısındaki cezaevlerine gönderiyorlar. Ve sürgün sırasında tutsaklar, hem yolda şiddete uðruyor hem de gittikleri yerde onları karşılayan ceza infaz kurumu görevlileri tarafından darp ediliyor, hakarete maruz kalıyorlar. Çıplak soyup o şekilde cezaevine almaya çalışıyorlar” diye anlattı.

Cezaevlerinde uygulamaların 90’lı yılları aratmadıðını vurgulayan Bilici, “Düşmanca bir bakış açısına sahip oldukları için orada da aynı muameleleri sürdürüyorlar” dedi.

TUTSAKLARIN AÝLELERÝ DE TEHDÝT ALTINDA

Bilici, sürgüne gönderilen tutsakların ailelerinin durumlarına da deðinerek, “Mesela aileler, Bitlis, Muş, Hakkâri gibi şehirlerden Diyarbakır’a zor geliyor. Bunun ekonomik boyutu var, saðlık durumu var. Ciddi anlamda hasta olanlar da var. Çocuklarını, kardeşlerini bu sefer batı illerinde ziyarete gitme sıkıntısı başlıyor. Ayrıca birçok yerde can güvenlikleri de yok. Özellikle belirtmek istiyorum mesela; Samsun, Tokat, Rize gibi illere giden aileler oradaki ailelerin tepkisine, şiddetine de maruz kalabiliyor. Ya da kendini tehdit altında hissediyor” diye konuştu.

Bilici, ailelerin “Bunlar PKK’lidir, PKK’lilerin aileleridir”, “Bunlar teröristtir” şeklinde yaklaşımlarla karşı karşıya kaldıklarını ve bunun tehlikeli bir durum olduðunun altını çizdi.

Cezaevlerinin Türkiye’nin en büyük sorunları arasında yer aldıðını belirten Bilici şöyle devam etti: “Bu sorun, bire bir demokratikleşme ile insan hakları, özgürlüklerle ilişkilidir. Hukukun üstünlüðü ile ilişkilidir. Ve bu Kürt meselesi ile de doðrudan baðlantılıdır. Siz Türkiye’de Kürt meselesini çözmediðiniz sürece, bununla beraber Türkiye’nin diðer sorunlarını demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözmediðiniz sürece, özgürlüklerden yana hukukun üstünlüðünden yana tavır sergilemediðiniz sürece bu sıkıntılar artarak yaşanacaktır.”

Son olarak Batman Cezaevi’nde bulunan siyasi kadın tutsakların Türkiye’nin çeşitli cezaevlerine sürgün edildiðini hatırlatan Bilici, Mardin’de ise isyan çıkarma gerekçesiyle yapılan sürgünlere işaret ederek, Türkiye cezaevlerinde isyan çıkarmamanın mümkün olmadıðını vurguladı. Bilici, “Çünkü hiçbir hak, hukuk yok. Bunun karşısında mahkûmlar bedel ödüyor. Ya açlık grevine giriyor ya da Urfa Cezaevi’nde olduðu gibi isyan ediyor diri diri yanıyor” dedi.

Bazı durumlar karşısında insan hakları savunucuları olarak kendilerinin de çaresiz kaldıklarını ifade eden Bilici, geçen yıl olduðu gibi bu yılda kuracakları komisyonla cezaevlerini inceleme yapacaklarını belirtti. Bilici, Türkiye cezaevlerinde bir iyileştirme olmaması durumunda daha büyük sorunlarla karşılaşılacaðına da dikkat çekti. AKP Hükümeti’nin bu uygulamalarından bir an önce vazgeçmesini istedi.

BÝLÝCÝ: ÝMRALI CEZAEVÝ, KÜRT MESELESÝNÝN KÝLÝT NOKTASIDIR

Son olarak bir yıldır ailesi ve avukatları ile görüştürülmeyen PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın duruma da deðinen Bilici sözlerini şöyle tamamladı: “Ýmralı Cezaevi, başlı başına Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir. Ýmralı, Kürt meselesinin kilit noktası çözüm noktasıdır. Bir yılı aşkın süredir uygulanan izolasyon bir işkencedir. Bu insanlık suçudur. Bir bireyi sevseniz de sevmeseniz de onun haklarına, iradesine saygı göstermek zorundasınız. Biz defalarca konuyu gündeme getirdik ancak hala sonuç almış deðiliz.

Bir an önce Sayın Öcalan üzerindeki tecride son verilmelidir. Diyalog müzakere yolu açılmalı ve Kürt meselesi başta olmak üzere tüm sorunların çözümünün yolu açılmalıdır. Siz beðenseniz de beðenmeseniz de Sayın Öcalan, Kürtlerin muhatap olarak, önder olarak kabul ettikleri bir şahsiyettir. Gerçek budur, gerçeklerden de kaçamazsınız.”